YENİDEN MEDENİYET ALGISI

Tarihinden Derinliklerinden Yolumuzu Aydınlatan Medeniyet Işığı

Kadın ve Çocuk

9/10/2009

Gölgeler uzar gider
küheylan bakışlı kadının avuçlarında
çocuğun entarisi maviye çalar
mehtaba savrulan maviyi çalar

korkarım düşecek
çocuğun entarisine gizlenmiş kadın
güvercin yuvasına basmadan önce,
hiç konuşmayacak
susmadan önce

ağzı küf kaplamış çocuk
elinde yağmuru kurular
sonra hiç sarılmamış kadın gelir
gecenin dehlizlerine
mum ışığından koparak

istiflenmiş düşleri çocuğun
cebinde ay ışığından misketler
kadının dudaklarında tüter
ayaza serpilen nefesler

entarisi yırtılmış çocuğun
kadının kalbi yarılmış

içinde çocuktan kalma ağıt
sancılı bir şiir gibi düşer
düşlerinde,
körpesiz kalmış kadının

Denizli'nin Çivril ilçesine bağlı Gürpınar Belediyesi evlendirme memurluğu, başörtüsünün altına takılan boneli fotoğraflı evlenme müracaatlarını, 'yönetmeliğe uygun değil' diye kabul etmiyor.

Edinilen bilgiye göre, Avustralya'da yaşayan ve evlenmek üzere ailesiyle birlikte memleketi Denizli'ye giden gurbetçi Ramazan Acar ve nişanlısı Cennet Güngör, 24 Eylül'de nikâh randevusu almak için gerekli evraklar ve istenen fotoğrafla Gürpınar Belediyesine başvurdu. Evrakları teslim alan Mehmet Eryılmaz isimli nikâh memuru, Ramazan Acar'ın nişanlısının getirdiği yüzü ve alnı görünen başörtülü ve boneli vesikalık fotoğrafları, nikâh için uygun olmadığı gerekçesiyle geri çevirdi.

 

Bu sırada damat Ramazan Acar'ın babası Özkan Acar'ın devreye girerek yasakçı tavra müdahale etmesi üzerine Çivril İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne başvuruldu. Çivril'den gösterilen fotoğrafla nikâh kıyılabileceği bildirilmesine rağmen Gürpınar evlendirme memurluğu bunu yeterli bulmayarak yine nikâh kıymadı. Belediye ayrıca, fotoğrafların evlendirme yönetmeliğinin 20. maddesinin 5. fıkrasına uygun olmadığına dair bir de cevap yazarak Acar ailesine verdi. Bunun üzerine çift, Gürpınar'a komşu olan Uşak'ın Sivaslı ilçesine bağlı Ağaçbeyli Belediyesi'ne giderek nikâhlarını kıydırdı.

En mutlu günlerinde böyle bir engelle karşılaşan Acar çifti, olayla ilgili kişiler hakkında, görevi suiistimal yaptığı iddiasıyla Çivril Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Başından geçenleri anlatan damat Ramazan Acar, "Nikâh kıydırmak için Gürpınar Belediyesi'ne başvurduk. Belediye'de eşimin başörtüsü sebebiyle nikâhımızı kıymadılar. Bunun üzerine komşu belediye olan Ağaçbeyli Belediyesi'ne müracaat ettik. Orada kolay bir şekilde nikâhımızı kıydılar. Ben Avustralya'da doğup büyüdüm. Bugüne kadar orada tanık olduğum nikâhlarda böyle bir sorun görmedim" dedi. Acar'ın eşi Cennet Güngör ise, "Başımda bone olduğu için kıyılmadı. Biz de nikâhımızı kıymadıkları için savcılığa suç duyurusunda bulunduk" diye konuştu.

Ramazan Acar'ın babası Özkan Acar da gelininin başı örtülü olduğu için bone bahane edilerek nikâhlarının kıyılmadığını ifade etti. Özkan Acar, "Düğün hazırlıklarımız her şeyimiz bitmişti. Artık geriye dönüş yoktu. Mecbur kalarak Ağaçbeyli belediyesine başvurduk. Onlar bizim nikâhımızı kıydılar. Ancak ben çok üzgünüm, niçin kendi belediyemiz nikâhımızı kıymıyor ? Bütün belediyelerde serbest olmasına rağmen, bizim belediyemizde neden kıyılmıyor ? Onu çok merak ediyorum. Ben ümit ediyorum ki inşallah bu gibi kişilerin peşinden gidilir, araştırılır, gereği neyse yapılır." şeklinde konuştu.

Konuyla ilgili konuşan Gürpınar Belediye Başkanı Halil Arıkan ise kendilerine nikah için başvurulan boneli fotoğrafın devrim kanunlarına aykırı olduğunu ileri sürdü ve çıkan haberleri provokasyon olarak değerlendirdi. Başkan Arıkan, "Bu, şu anda gerçek dışı yalan beyanlarla yapılmış bir haber. Vakit Gazetesi'nin provokasyonu. Gürpınar Beldesi'nin nerede olduğu bilinmiyordu. Bu haber sayesinde nerede olduğunu öğretmiş olduk. Öğrenmiş oldunuz. Onun için teşekkür ederim." ifadelerini kullandı.

Acar ailesinin nikâh için kendilerine başvurduklarını doğrulayan Arıkan, "Nikâh memuru arkadaşlarım 'Başındaki siyah boneyi çıkar resimleri değiştir, nikâhınızı kıyalım' demişler. Bunlar 'olmaz' demişler. Karşılıklı restleşmişler. Sonra benim yanıma geldi, ben de 'Yaparız, herkese yardımcı oluruz. Ne gerekiyorsa yaparız' dedim. Çivril Nüfus Müdürlüğü'ne telefon edilip soruluyor. O da devrim kanunlarına aykırı olduğunu söylüyor." şeklinde konuştu.

İnkılap kanunlarına göre uygun kıyafetin başı açık yüzün alın kısmı açık kısımları tamamen gösterir şekilde olması gerektiğini savunan Arıkan, "Kadınların yüz ve alın kısımları açık olmak kaydıyla... Maalesef siyah bone takmış. Arkadaşlarımız yazmış, 'Fotoğraflarınız evlenme yönetmeliğinin 20. maddesinin 5. fıkrasına uygun olmadığından uygun fotoğraf getirilmesi halinde evlenme işleminize başlanacaktır.' Kesinlikle yapmayız diye bir şey yok. Ağaçbeyli kasabasında kıyılmış, erkek Türk vatandaşı değil. Avustralya vatandaşı, Ağaçbeyli kasabasında nasıl kıyıldığı konusunda bir fikrim yok. Suç duyurusunda bulunacağız. Tazminat ve evrakta sahtecilik davası açacağız. Bunun anası babası Gürpınar doğumlu. Buraya müracaat ettiler ama nasıl orada nikâh kıyılıyor şaşıyorum" dedi. 8 aydır görev yaptığını, hiç böyle olayla karşılaşmadıklarını anlatan Arıkan, "Bu bir ilk. Bunlar bence provokatör. (Resmi göstererek) Bu resim değişse ne olur değişmese ne olur. Başı açık, devrim kanunlarına uygun şekilde başındaki siyah bone olmaması gerekiyor" dedi.

DENİZLİ VALİLİĞİ İNCELEME BAŞLATTI

Bu arada, olayla ilgili Denizli Valiliği de inceleme başlattı. Vali Yavuz Erkmen, olayla ilgili Çivril Kaymakamı Muzaffer Başıbüyük'le telefonda görüştüğünü, İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün, başkanın iddiasının aksine gösterilen fotoğrafla nikâh akdinin gerçekleşebileceğini bildirmesine rağmen, belediye evlendirme memurluğunun nikâhı kıymadığını açıkladı. Erkmen, "Nüfus Müdürlüğü'nün, nikâh akdinin gerçekleşmesi için bu fotoğrafın bir sakınca yaratmayacağını, normal kıyılabileceği yönünde bilgi verdiğini, buna rağmen belediyenin evlendirme memurluğunca bu akdin kıyılmadığını öğrendim. Başka bir yerde nikâh kıyılmış, dolayısıyla evlenme işlemi yapılmış ama bunun yapılmamasının gerekçeleri, niçin olmadığı konusunda bir inceleme başlatalım dedik. Bu arada, bugün itibarıyla ilgili tarafın, nikâh akdini gerçekleştirmeyen belediye yetkilileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu öğrendik. Zaten belediye evlendirme memurlarının işlemleri savcılıkça suç konusu teşkil ettiği taktirde soruşturulur" diye konuştu.

Kanunların izin verdiği ve nüfus müdürlüklerince kabul edilen fotoğrafları belediyenin kabul etmemesinin gerekçesinin araştırılacağını vurgulayan Erkmen, "Sonuçta bunda bir yanlış yapan varsa sonucuna katlanacak." dedi. Ailelerin böyle önemli ve mutlu bir günü bu tip bir olayla zedelenmemesi gerektiğini kaydeden Vali Erkmen, şöyle dedi: "İnsanların burada yaşayacağı çok ender günler. Bunların sevinçlerine ortak olmak lazım. Bu konuda gerek savcılığın suç duyurusu üzerine yaptığı inceleme, gerekse bizim idari yönden yapacağımız çalışma sonrası ek bir bilgilendirme yapılacaktır."

www.ajans5.com

Müslümanların Ergenekonun karşısındaki tutumlarının nasıl olması gerektiğini belirlemeden önce Ergenekonu iyi tahlil etmek durumundayız.

Ergenekon, Tanzimat sonrası jakoben devşirmenin, 50 yıllık demokrasimiz içinde ki derin bir yapılanmanın ürünüdür. Bu yapılanmadan bahsederken ortak ideoloji ya da ortak amaç etrafında şekillenmiş organize bir örgütten ziyade tek merkezin inisiyatifinde hareket eden kullanılmışlardan bahsediyoruz.

Yakın tarihimizde gerçekleşmiş bir çok olay ve karmaşık ilişkiler bütünü, belki iyi niyet hesapları belki de menfaat hesapları sebebiyle oluşmuş oldukça mozaik bir yapıdır. Ortak bir paydada buluşması imkansız görünen bu kişilerin tek merkez etrafında toplanabilmelerini devasa, gizli ve organize bir örgütün olduğu anlamını çıkarmak oldukça zorlama bir tespit olur.

Günümüzde deşifre edilen bu olayların ve karmaşık ilişkilerin bize gösterdiği içeride oluşturulmuş, yönetilen ve yönlendirilen bir örgütün varlığı mı? Yoksa dış mihraklarca farklı hesaplar için kullanılan bu kişilerin, aynı mihrakça kullanılmış olmanın getirdiği zoraki yada bihaber bir birliktelik mi? Bunu iyi çözümlememiz gerekir.

Ergenekon soruşturmasında sürecinde dikkat edilmesi gereken husus, gerek iddianame gerekse delil klasörlerinden edindiğimiz bilgilere göre yaşanan bu olayların tamamı bir derin oluşumun karar alıp yürüttüğü şeklindedir. Bu süreçte bu yapılanların kime hizmet ettiği, kim tarafından planlandığı, asıl bu işlerin karar merciinin kimler olduğu, Siyonist odakların ve diğer egemen güçlerin bu olayların neresinde durduğu hakkında hiçbir bilgiye rastlanmamaktadır.

Yaşanan sürecin bize dayattığı bilgi, ülkemizde oynanan oyunların öyle sanıldığı gibi Siyonist merkezler yada dış mihraklar değil, bizzat içimizdeki çeteciler, darbe severler ve çıkar odakları tarafından gerçekleştirildiğidir. Genelde dünya Müslümanlarının özelde ülkemiz Müslümanlarının ırkçı emperyalizmin dünya üzerindeki kirli emelleri üzerine yaşadığı bilinçlenme bu süreçle dumura uğratılmış gibi durmaktadır.

O zaman biz Müslümanlar yıllarca üzerimizde boza pişiren bu kişilerin gerçek yüzlerinin bir nebze deşifre edildiği, Müslümanlar üzerine yıkılan onlarca olaylarda aslında Müslümanların mağdur olduğu gerçeğinin aydınlandığı bu dava sürecine nasıl bakmamız gerekiyor. Öncelikle yarısı su ile doldurulmuş bardağa, bu bardağın yarısı dolu yada bu bardağın yarısı boş, demekten ziyade bu bardağın yarısının dolu yarısının boş olduğunu bilmemiz gerektiği kanısındayım.

Bizim için yaşanan bu süreç, Müslüman halkın mağduriyeti anlaşılması bakımından, kirli çıkar ilişkilerinin deşifre edilmesi bakımından ve özleri ile sözleri birbirine zıt bu insanlarının gerçek yüzlerinin aydınlatılması bakımından sevindirici olmalıdır. Aynı şekilde bu sürecin yaşattığı bilgi kirlenmesi ve müslümanca duruşumuzu zedeleyen olaylar bütünü bizim temkinli olmamızı gerektirmektedir.

Bu süreç yaşanırken bizim neler kazanıp neler kaybettiğimizin muhasebesinin iyi bir şekilde yapılması gerekir. Bu sürece fazlasıyla kilitlenerek yıllarca yaşanan sıkıntılarımızın biriktirdiği “oh olsun” duygusuna kapılıp süreçte gözden kaçırılmaya çalışılan önemli gelişmeleri göz ardı etmemek gerekir. Ötekilerden kurtulduğumuz zannıyla başka ötekilerin kucağına oturmama erdemini hep muhafaza etmeliyiz.

Müslümanca duruşumuzu muhafaza etme noktasında gösterdiğimiz hassasiyetlerin eridiği günümüz siyasetinin reel politik çehresinde, birde bu sürecin yaşattığı sarhoşluk ve gevşeme bizi değerlerimiz ile birlikte tarihin derinliklerine gömme emelleri olanların aradığı fırsatı kendi elimizle vermiş oluruz.

Müslüman kitle olarak bizler bu süreci öncelemediğimiz kadar ötelememeliyiz. Sürecin gösterdiği (yanlış ve yalan bilgilendirme hariç) gerçekler ışığında alacağımız tedbirler ve duruşumuzdaki keskinlik daha bir olgunlaşmış olmalıdır. Ehven-i Şer mantığı ile duruşumuzda bir gevşemeye mahal vermemeli, başkalarına yamanma gayretkeşliğine kapılmamalıyız.

Muhammet ESİROĞLU